Tel:  +90 414 314 70 60 (pbx)
Ne alsak

Tarih boyunca kimler gelip, kimler geçmemiş ki Urfa'dan. Bilinen ilk yerleşimlerin yaklaşık 11 bin yıl önceye dayandığı kente, o tarihlerden itibaren Akkad, Babil, Hitit, Hurri, Mitanni, Asur, Pers, Makedon, Roma gibi birçok halk ve uygarlık egemen olmuş. Sasani, Got ve Moğolların yıkımlarını da gören Urfa, uzun bir süre Selçuklular, Haçlılar ve Müslüman devletler arasında el değiştirmiş. 1516 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu kente hâkim olmuş. Kurtuluş Savaşı yıllarında bir süre önce İngiliz, ardından Fransız işgaline uğrayan kent, 1920'de bağımsızlığına kavuşmuş. Urfa halkının bu savaşta gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle 1984 yılında kent Şanlıurfa adını almış. Ancak Urfa'nın bilinen en eski ismi, Aramiler tarafından verilen Urhay. Makedonlar kente geldiğinde ise verdikleri isim, Edessa olmuş. Bugünkü Urfa adının Süryanice Urhai sözcüğünden türediği, Urhai'nin ise Arapça'da 'suyu bol' anlamına gelen Er-Ruha sözcüğünden kaynaklandığı düşünülüyor.

Urfa'nın mistik efsanelerle örülü tarihinde neler yok ki! Tanrı'nın Hz. Eyyub'un sabır ve tevekkülünü buradaki bir mağarada sınadığı, Hz. İbrahim'in burada doğduğu ve Asur Kralı Nemrut tarafından hapsedildiği mağarada çıkan su sayesinde hayatta kalabildiği ve Hz. İsa'nın yüzüne sürüp gönderdiği bir mendilin bir Urfa beyini sağlığına kavuşturduğu, bu söylencelerden bazıları.

Tabii ki bu kadar farklı dinsel ve kültürel harmanlanmanın izlerini Urfa'nın her köşesinde görmek mümkün. Ancak bu harmanlanmanın en güçlü etkileri günlük yaşamın geçtiği alanlarda, yani çarşılarda daha fazla öne çıkıyor.

Çarşı labirenti

Eski Urfa'nın çekirdeğini oluşturan çarşılar tam anlamıyla bir kompleks. Birbirine geçitler ve kapılarla bağlanan, mesleklere göre ayrışmış çarşılar, meydanlara çıkan dar sokaklar, labirenti andıran yılankavi geçitler buraya ilk gelenin kafasını fazlasıyla karıştırıyor.

Ancak çarşıda vakit geçirdikçe, içinden çıkılmaz gibi görünen sokaklarını, geçitlerini ve küçücük meydanlarını anlıyor, anladıktan sonra da artık çıkmak istemiyorsunuz.

Geçmişte kentin ana meydanı olan Haşimiye Meydanı'ndaki çarşının ana giriş kapısı, içi hazinelerle dolu bir sandığın kapağı gibi. O kapağı açarak başlayan hazineler arasındaki yolculuk, zengin görselliğinin yanında sesler ve kokularla sürüp gidiyor. Çarşının içine girdiğinizde zaman ve mekan değişiyor. Zaman geriye gidiyor mekan ise Türkiye'nin daha doğusuna. Sadece çarşının küçük dükkanlarında satılan ürünler değil, alışveriş için dolaşanlar da mekanı Suriye, İran kıvamında bir yerlere taşıyorlar.

Merkezde yaşayan kentli Urfalıların yanında Harran, Hilvan, Ceylanpınar ve Siverek gibi çevre yerleşimlerden gelenlerle, Suriye'den günübirlik geçiş yapan Araplar Urfa çarşısının müşteri profilini oluşturuyor.

Urfa, kapalı çarşı konusunda Anadolu'nun en zengin kentleri arasında yer alıyor. Rızvaniye ve İskenderpaşa vakıflarına ait olan çarşının 50'ye yakın sokağı ve 3000 kadar çalışanı var. Bu çarşılar kompleksinin kalbi Bedesten Çarşısı'nda atıyor. 16. yüzyılda inşa edilmiş olan çarşının diğer adı Kazzaz Han. Beşik tonozlu, dört kubbeli yapı diğer çarşılara açılan dört ana kapısıyla Urfa çarşılarının merkezi konumunda. Halep'ten, Şam'dan ve İran'dan gelen şallar, örtüler ve bindallılar, çarşının gökkuşağını andıran renk cümbüşünü oluşturuyor. Yok olmaya yüz tutan bir dokuma zanaatı olan cülhanın da en seçkin örneklerini burada bulabiliyorsunuz. Başa takılan puşu ve yaşmahın yanında, kadınların giydiği ehram da bu zanaatın en sevilen ürünleri.

Sabah mezadı

Bedesten'in dört kapısından biri Sipahi Çarşısı'na açılıyor. Her sabah saat 10'da başlayan mezat, Sipahi Çarşısı'na özgü bir nevi ritüel. Ürettiği ya da evindeki halı, kilim veya kürkü satmak isteyenler her sabah bu ürünleri çarşının 'dellal'ına emanet ediyor. Bir nevi mezatçı olan dellalın duasıyla başlayan açık artırma sonucu mallar satılıyor. Daha çok halı, kilim ve keçe satan iki metrekarelik küçücük dükkanlardan oluşan çarşıda, ürünlere bakarken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Ancak dolaşmaktan yorulduğunuzu hissedince zamanı fark ediyorsunuz. Bu yorgunluk hali için, Urfa'da en doğru adres Gümrük Han. 1562 yılına tarihlenen kare planlı hanın üst katında küçük atölyeler hararetle çalışırken, mekanın ortasında kalan, dut ve çınar ağaçlarıyla gölgelenen avlusunda, kentin yaşlıları zaman yokmuş gibi sakince dama oynuyorlar.

Urfa denince akla gelen ilk şeylerden biri olan pul biber için oluşturulan İsotçu Çarşısı'nın yanı sıra, neredeyse her meslek dalı için bir çarşı var kentte. Bıçakçı, keçeci, kürkçü, çadırcı, kazancı, pamukçu ve koltukçu çarşıları bunlardan bazıları. Ancak tüm bu çarşılar içinde en özel yere sahip olan, Bakırcılar Çarşısı. Hüsniye Çarşısı olarak da anılan çarşının içinde sıralanan bakırcı ustaları, gün boyu dövme çekiç tekniğiyle siniler, tavalar, sahanlar, ibrikler ve çeşitli hediyelik eşyalar yapıyorlar.

İnsanı zamanın dışına çıkaran Urfa Çarşıları ahilik geleneğinden güç alan esnafı ve her şeye rağmen hâlâ güçlü mimarisiyle ziyaretçilerine çok şey sunuyor
HABERLER
Göbeklitepe, Unesco Dünya Şanlıurfa-Göbeklitepe arkeolojik alanı 'Dünya Mirası Geçici Listesi'ne girdi. Dünya Mirası Listesi"ne alınması durumu komitenin,+Devamı

Şanlıurfa’nın Sıra Geceleri “Geleneksel Sohbet Toplantıları” adıyla Birleşmiş Milletler Eğitim, +Devamı

Şanlıurfa`nın Amazon kraliçeleri Şanlıurfa`da Haleplibahçe Projesi`nin altyapı çalışmasında iki yıl önce gün yüzüne çıkarılan `Savaşçı Amazon Kraliçeleri` mozaiklerinin bulunduğu alanda, +Devamı

REZERVASYON
VARIŞ TARiHi :
KAÇ KiŞi :
ODA SAYISI :
KAÇ GECE :
 
Designed & Developed by Krish Inc.